1959 · ERZİNCAN
Bir çocuk, bir şehir
On çocuk dünyaya getiren bir annenin hayatta kalan beş çocuğundan biriyim. İki yaşımdayken ailemle İstanbul’a geldim. Bostancı’nın Civciv Mahallesi’nde, hayatın tam ortasında büyüdüm.
KASAP · USTA · KURUCU
Önce kasap. Sonra usta. Hep insan.
“Kendime verdiğim bütün sözleri tuttum.”Hikâyeye geç

1959Erzincan
3. SINIFİlk önlük
1980Askerlik
1992İlk restoran
BUGÜNUstalık devam ediyor
HİKÂYE
Okul çantasından kasap önlüğüne; Bostancı’daki küçük bir dükkândan dünyaya uzanan bir emek hikâyesi.
1959 · ERZİNCAN
On çocuk dünyaya getiren bir annenin hayatta kalan beş çocuğundan biriyim. İki yaşımdayken ailemle İstanbul’a geldim. Bostancı’nın Civciv Mahallesi’nde, hayatın tam ortasında büyüdüm.
3. SINIF · BOSTANCI
Okul önlüğüm yoktu. Eve döndüğümde çalışmak istediğimi söyledim. Ertesi gün Kasaplar Çarşısı’na yürüdüm. Bahar Kasap’ta bana bir önlük verdiler; çay yaptım, dükkânı temizledim, poşet taşıdım.
İLK PARA
Müşterilerin poşetlerini taşıyarak ilk harçlığımı kazandım. Cebimde kendi paramla okula gittim; iki arkadaşıma kola ısmarladım. Emeğin tadını ilk kez o gün aldım.
1980’DEN SONRA
Çıraklıktan ustabaşçılığa uzanan yılların ardından askere gittim. Döndüğümde, yıllarca emek verdiğim kasabı ortaklarımla devraldım. Sonra Günaydın doğdu; kasabın bilgisi sofraya geçti.
TEZGÂHIN ARKASINDA
“Hayatımda hiçbir şeyi okuyarak öğrenmedim. Her şeyi yaşayarak öğrendim.”
Çayı da yaptım, dükkânı da temizledim, eti de taşıdım. Ustaları izledim. Bıçağın yalnız kesmediğini; sabır, ölçü ve sorumluluk istediğini öğrendim.
Sonradan işletmeci, kurucu ve eğitici diye anıldım. Ama sıralama bende hiç değişmedi: önce kasap.
USTALIĞIN MİRASI
Ustalık bende bitmiyor.
“Ben o çınarın bir dalıyım. Şimdi başka dallar yetiştiriyorum.”
“Usta, köklerini yere; dallarını göğe salan bir çınardır.”
SOFRA HERKES İÇİN
Hatay’da yalnız yemek pişmedi. Dayanışma, aynı ateşin çevresinde yeniden kuruldu. Günlerce, günde üç öğün sıcak yemek çıktı.
DEFTER
Çocukluk, emek, ustalık ve devir teslim üzerine defterden bir seçki. Başlığa dokun, şiirin tamamını aç.
Bir kapıcı dairesiydi evimiz,
penceresi kaldırıma bakardı.
Geçen ayakları tanırdım,
yüzleri değil.
Gökyüzü küçüktü oradan,
ama hayalim büyüktü.
Ben yukarı bakmayı
o bodrum katında öğrendim.
Kömür taşıdım çocukken,
ellerim karaydı.
Ama eve götürdüğüm sıcaklık
o karadan daha büyüktü.
İnsan bazen yükünü değil,
yükünün kimi ısıttığını düşünür.
Bir önlük dikilecekti bana,
iyilikti niyet.
Ama çocuk kalbim
başka türlü duydu o sözü.
O gün eve döndüm,
çalışacağım dedim.
Bazen bir insanın yolu
incindiği yerden açılır.
Bıçağı taşa sürersin,
sesi dükkâna yayılır.
Demir incelir,
keskinleşir.
İnsan da öyleymiş;
hayat sürttükçe
fazlasını bırakır,
özünü bulur.
Bir gün önlük benden çıkar,
başka bir omuza geçer.
Tezgâh aynı tezgâh,
eller başka eller.
Ustalık tuttuğunu saklamak değil,
bildiğini devretmektir.
Bana çok ver diye değil,
hakkını vereyim diye dua ettim.
Sofram büyüsün diye değil,
kimse aç kalkmasın diye.
Emeğimi eksik etme,
yüreğimi kibirden koru.
Bir sofranın başında
kaç hayat yan yana gelir.
Biri eti keser,
biri ateşi taşır,
biri yarını öğrenir.
Ben o çınarın bir dalıyım.
Şimdi başka dallar yetiştiriyorum.
Ey kaldırımdaki çocuk,
başını kaldır.
Şimdi yalnız ayakkabıları görüyorsun,
bir gün gözlerinle konuşacak insanlar.
Torban ağırsa korkma.
Kolların değil,
kararın büyüyor.
KENDİ SESİNDEN
Hayatını, mesleğini ve ustalığını kendi sesinden dinlemek için video arşivine geç.